Üvey Annemi Banyoda Yakalıyorum Türkçe Altyazılı Porno
Sharon, duşun altında dururken kapıyı bilinçli olarak aralık bırakmıştı. Sıcak su omuzlarından aşağı kayıyor, buhar banyoyu dolduruyordu. Gözleri yarı kapalıydı. Bir eliyle duvarı tutuyor, diğeriyle kendi bedeninde yavaş hareketler yapıyordu. Dudaklarından kaçan sesler, akan suyun sesine karışıyordu. Evde yalnız olduğunu sanıyordu. Ya da belki sanmıyordu.
Alex koridordan geçerken önce sadece su sesini duydu. Sonra başka bir ses. Durdu. Kapı aralıktı. İçeriden gelen manzara onu olduğu yere çiviledi. Üvey annesi, suyun altında, kendini kaybetmiş gibiydi. Başı geriye yatmış, nefesleri düzensizdi. Alex bakmaması gerektiğini biliyordu. Yine de birkaç saniye fazla baktı. Sonra yutkunarak uzaklaştı. Kalbi hızlı atıyordu. Gördüklerini aklından silmeye çalıştı ama silinemedi.
Akşam yemeğinde ikisi de normalmiş gibi davrandı. Sharon gülümsüyor, sorular soruyor, “Bugün nasıldın?” diye konuşuyordu. Alex kısa cevaplar veriyordu. Göz göze gelmemeye çalışıyordu. Ama aklı sürekli banyodaki o ana gidiyordu. Sharon’ın farkında olup olmadığını anlayamıyordu. Belki gerçekten bilmiyordu. Belki de biliyordu ve umursamıyordu.
Gece yarısına doğru Alex tekrar koridordan geçti. Bu sefer başka bir kapı aralıktı. Yatak odası. İçeriden yine o sesler geliyordu. Daha net, daha kontrollü. Alex yavaşça yaklaştı. İçeride Sharon, yatağın kenarında, ince bir iç çamaşırıyla oturuyordu. Bacakları hafif aralıktı. Eli yine kendi bedeninde geziniyor, başı biraz öne eğilmiş, gözleri yarı aralıktı. Bu sefer su yoktu, buhar yoktu. Sadece loş ışık ve açıkça duyulan nefesler vardı.
Alex kapı çerçevesinde donup kaldı. Sharon bir an duraksadı, başını çevirdi. Onu gördü. Şaşkınlık yoktu yüzünde. Utanma da yoktu. Sadece yavaş bir gülümseme belirdi. Elini çekmedi. “Gördün mü?” diye fısıldadı. Sesinde suçluluk aramak boşunaydı.
Alex adım attı. “Bu… çok uygunsuz,” dedi. Sesinde öfke değil, karışık bir gerilim vardı. “Kapıyı açık bırakıyorsun. İki kere. Ben senin üvey oğlunum.” Sharon başını hafifçe eğdi. “Biliyorum.” Cevabı basitti. Sonra yatağın kenarından biraz doğruldu. “O zaman neden hâlâ duruyorsun orada?”
Alex yutkundu. “Çünkü… yanlış. Bunu yapmaman lazım. Benim görmemem lazım.” Sharon yavaşça ayağa kalktı. İç çamaşırı ışığı yansıtıyordu. Bir adım yaklaştı. “Ama gördün. İki kere. Ve şimdi de buradasın.” Elini uzatıp Alex’in göğsüne hafifçe koydu. “Belki de sen de merak ediyorsun. Belki de sadece kızgın değilsin.”
Alex onun elini tuttu ama itmedi. “Bu delilik,” diye mırıldandı. “Baban… yani eşin…” Sharon omuz silkti. “Şu an burada değil. Sadece ikimiz varız. Ve ben… yalnız takılmaktan sıkıldım.” Bakışları Alex’in gözlerine kilitlendi. “İstersen içeri gel. İstersen kapıyı kapatıp gidebilirsin. Ama kapıyı açık bırakmamın bir sebebi vardı.”
Oda ağırlaşmıştı. Alex’in aklında bir sürü ses çarpışıyordu: doğru olan, yanlış olan, gördüğü görüntüler, Sharon’ın şimdi önünde duruşu… “Sen bilinçli yaptın,” dedi sonunda. “İki seferinde de.” Sharon gülümsedi. “Evet. Çünkü senin geçeceğini biliyordum. Ve belki… bir şeyler değişir diye umuyordum.”
Alex geri çekildi. “Bu seni ‘lezzetli derecede uygunsuz’ yapmıyor. Sadece… tehlikeli.” Sharon bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe neredeyse kalkmıştı. “Tehlikeli olan şeyler bazen en çok istenen şeyler oluyor,” diye fısıldadı. “Hâlâ burada duruyorsun. Demek ki bir parçan dinliyor.”
Alex derin bir nefes aldı. “Sadece… bunu konuşmamız lazım. Böyle devam edemez. Kapıları kapat. En azından.” Sharon başını salladı. “Kapatırım. Yarın. Belki. Ama bu gece… kapı açık kaldı. Ve sen girdin.” Elini Alex’in bileğine koydu. “İçeri gel. Ya da en azından… bana bakmaya devam et. Saklanmıyorum.”
Alex birkaç saniye daha direndi. Sonra eşiği geçti. Kapıyı arkasından yavaşça kapattı. Sharon’ın yüzünde küçük bir zafer ifadesi belirdi. “İyi,” diye fısıldadı. “Şimdi en azından dürüstüz. Sen gördün. Ben istediğimi belli ettim. Gerisi… ne kadar ileri gideceğine bağlı.”
O andan sonra odadaki hava tamamen değişti. Sharon geriye, yatağa doğru adım attı. Alex ise hâlâ kapıya yakın duruyordu ama artık çıkmaya niyeti yok gibiydi. “Hâlâ uygunsuz buluyorum,” dedi. Sesinde hem direniş hem de teslimiyet vardı. Sharon yatağın kenarına oturdu, bacak bacak üstüne attı. “Biliyorum. Ben de. Ama bazen uygunsuz olan şeyler… en tatlı olanlar oluyor.”
Alex yavaşça yaklaştı. Sharon ona yer açtı. “Otur,” dedi. “Konuşalım. Ya da konuşmayalım. İkisi de olur.” Alex oturdu. Omuzları gergindi. Sharon’ın dizine kendi dizinin değmesi bile onu irkiltti. “Baban bunu öğrenirse…” Sharon onun sözünü kesti. “Öğrenmeyecek. Çünkü ikimiz de bilgece davranacağız. Ya da… en azından dikkatli.”
Eller yavaşça hareket etti. İlk dokunuşlar temkinliydi. Sharon, Alex’in elini alıp kendi beline koydu. “Böyle,” diye fısıldadı. “Gördüğün şeyleri… şimdi yakından görebilirsin. İstersen.” Alex’in nefesi hızlandı. “Delisin,” dedi. Sharon gülümsedi. “Belki. Ama yalnız değilim artık. Sen de buradasın.”
Gece, o küçük itiraf ve davetten sonra bambaşka bir yöne evrildi. Sharon, üvey oğluna hem açık hem de kontrollü davranıyordu. Alex ise her adımda “bu son” demeye çalışıyor, sonra bir sonraki dokunuşa izin veriyordu. Utanç ikisinin de omzundaydı. Ama utanç, onları durdurmak yerine daha da yaklaştırıyordu.
Sharon bir ara onun kulağına eğildi. “Hâlâ uygunsuz buluyor musun?” diye sordu. Alex cevap vermedi. Sadece onu daha sıkı tuttu. Cevap, o sessizlikte zaten saklıydı. O gece, açık bırakılan kapılar ve bilinçli yakalanmalar, üvey anne ile üvey oğul arasında geri dönülemez bir çizgiyi geçirmişti. Ve ikisi de, sabah olduğunda bu çizginin hâlâ orada olacağını biliyordu.
