Dolaba Yetişemeyen Ufak Tefek Baldızım Türkçe Altyazılı Porno
Kara Lee, ev işleriyle boğuşurken bir kez daha kendi boyutunun dezavantajını hissediyordu. Dolapların üst raflarına yetişmek için sandalyeye çıkıyor, yerleri silerken uzanamadığı köşeler yüzünden sinirleniyordu. Bu yüzden o geldiğinde içi hep bir sevinçle doluyordu. Güçlü, uzun boylu, her şeyi kolayca halleden o adam… Onun yanında kendini hem güvende hem de tuhaf bir şekilde arzu dolu hissediyordu.
Kapı zili çalmadan saniyeler önce aklına bir fikir geldi. Mutfaktaki yüksek dolapların üzerine tırmandı. Sadece onun gibi ufak tefek birinin sığabileceği o dar boşluğa kıvrılıp saklandı. Nefesini tuttu, gülümsedi. Kapı açıldı, ayak sesleri mutfağa yaklaştı.
Adam, poşetleri tezgâha bırakırken etrafa baktı. “Kara? Neredesin?”
Bir an sessizlik oldu. Sonra başını kaldırdı ve onu gördü. Dolapların tepesinde, dizlerini göğsüne çekmiş, yaramaz bir çocuk gibi sırıtıyordu. Adam kaşlarını kaldırdı, sonra yavaşça gülümsedi.
“Yine mi saklambaç?”
Ellerini uzatıp onu kolayca indirdi. Ayakları yere değer değmez belinden kavradı, çevirdi ve avucunu kalçasına indirdi. Şaplak sert değildi ama aniydi. Kara hafifçe inledi. İkinci şaplak daha kararlı geldi. Üçüncüde ise etek ucu biraz yukarı sıyrılmış, teni kızarmıştı. Adam elini orada tuttu, avucunu yavaşça gezdirerek baskı uyguladı. Kara’nın nefesinin kesildiğini, bacaklarının hafifçe titrediğini fark etti. Küçük bedeni çoktan ıslanmaya başlamıştı.
Adam onu kucağına aldı, sanki bir şey değilmiş gibi hafifçe kaldırdı ve salona doğru yürüdü. Kara’nın ayakları yerden kesilmiş, kolları onun boynuna dolanmıştı. Salonun ortasında durdu, onu omuz hizasına kadar kaldırdı. Kara’nın bacakları omuzlarına yerleşti, etek tamamen yukarı sıyrıldı. Adam onu sanki ağırlık çalışıyormuş gibi yukarı aşağı hareket ettirdi. Kara’nın başı dönüyordu; hem yükseklikten hem de bu güç gösterisinden.
Gözleri kapandı. Aklına istemeden de olsa o düşünce geldi: Pantolonunun altındaki şey… Ne kadar kalın, ne kadar uzun olacaktı? Meme uçları elbisesinin içinde sertleşti, tüyleri diken diken oldu. Dayanamadı. Ellerini uzatıp pantolonunun üzerinden o sertliği kavradı. Tam boyunu hissettiğinde içinden bir inilti koptu.
Adam onu yavaşça yere indirdi. Dizleri üzerine çöktüğünde pantolonunu çözmüş, kalın ve ağır organını ortaya çıkarmıştı bile. Kara bir an bakakaldı, sonra dilini çıkardı. Taşaklarından başlayarak yavaşça, saygılı bir şekilde yukarı doğru yaladı. Uca ulaştığında dudaklarını gerip ağzına aldı. Başını sallarken gözlerini yukarı kaldırıp ona bakıyordu. Adam’ın eli saçlarına gitti, nazik ama kontrolü elinde tutan bir şekilde yönlendirdi. Kara’nın küçük ağzı zorlanıyor, tükürükler çenesine akıyor, ama durmuyordu. Her yutkunuşunda boğazı kasılıyor, iniltileri titreşim yaratıyordu.
Bir süre sonra adam onu kaldırdı. Kollarıyla belinden kavradı, bacaklarını iki yana açtırdı ve yavaşça içine indirdi. Kara’nın gözleri büyüdü. Kalınlık onu geriyor, dudaklarını gererek içeri sızıyordu. Her santim ayrı bir baskı, ayrı bir doluluktu. Tamamen girdikten sonra bir an öylece kaldılar. Kara’nın tırnakları adamın omuzlarına gömüldü.
Sonra hareket başladı. Adam onu havada tutarak yukarı aşağı kaldırıyor, her inişte daha derine gömülüyordu. Kara’nın küçük bedeni sarsılıyor, inlemeleri kesik kesik çıkıyordu. “Çok… büyük…” diye fısıldadı, sesi titreyerek. Adam temposunu artırdı. Her vuruşta Kara’nın ıslak sesleri salonu dolduruyor, bacakları kasılıp gevşiyordu. İlk orgazmı geldiğinde tüm vücudu gerildi, içi ritmik olarak kasıldı. Adam durmadı. Onu daha sıkı kavradı, açıyı değiştirdi, daha sert ve derin vurmaya devam etti.
İkinci orgazm daha şiddetli geldi. Kara’nın başı geriye düştü, ağzından kontrolsüz sesler döküldü. Gözleri yaşarmış, teni terle parlamıştı. Adam onu hâlâ taşıyordu; yorulmamış, gücünden hiçbir şey kaybetmemişti. Son birkaç sert hareketten sonra onu indirdi, dizlerinin üzerine çöktürdü. Organını çıkarıp Kara’nın açık ağzına doğru tuttu. Beyaz, yoğun boşalması diline, dudaklarına ve çenesine yayıldı. Kara yutkunmaya çalışırken birazı boynuna aktı.
Bir süre sadece nefes sesleri duyuldu. Adam yere oturdu, Kara’yı kucağına çekti. Küçük bedeni hâlâ titriyordu. Başını onun göğsüne yasladı, gözlerini kapattı.
“Her seferinde aynı,” diye mırıldandı yorgun bir sesle. “Sen gelince… her şey daha kolay oluyor.”
Adam saçlarını okşadı, cevap vermedi. Sadece kollarını daha sıkı doladı. Mutfaktaki yarım kalan işler, dolapların üstündeki o dar saklanma yeri, her şey o an için unutulmuştu. Geriye sadece ter kokusu, tatmin olmuş bedenler ve aralarındaki o garip, ateşli bağ kalmıştı.
Kara’nın ufak tefek hali, o devasa farkı daha da belirgin kılıyordu. Ve ikisi de biliyordu ki bu, tekrarlanacak bir oyundu.
