Üvey Kardeşimle Birlikte Uyuyorum Türkçe Altyazılı Porno
O gece evde yer kalmamıştı. Misafirler salonu doldurmuş, ekstra yataklar tükenmişti. Rosi, omuz silkerek bana baktı ve “Gel, benim yatağımda yatabilirsin… yeter ki kıpırdama,” dedi. Şakası yarım ciddiydi. İkimiz de üvey kardeştik, yıllardır aynı çatı altında büyümüştük. Ama o gece, aynı yatağı paylaşmak garip bir gerilim yaratmıştı.
Işıklar söndüğünde aramızda sadece ince bir yorgan ve birkaç santimlik mesafe vardı. Rosi sırtı bana dönük uyumaya çalışıyordu. Ben de tavanı seyrediyordum. Saatler ilerledikçe ev tamamen sessizliğe büründü. Yalnız nefes alışverişlerimiz duyuluyordu. Bir ara Rosi döndü, yorganı çekiştirdi. Bacağı yanlışlıkla benimkine değdi. İkimiz de donduk. Sonra yavaşça, sanki tesadüfenmiş gibi, birbirimize biraz daha sokulduk.
Sabaha karşı, henüz ortalık aydınlanmamışken yeniden uyandım. Rosi’nin bedeni artık bana yapışıktı. Başı omzuma yaslanmış, bir kolu göğsümün üzerinden geçmişti. Saçları yüzüme dökülüyor, nefesinin sıcaklığı boynumda geziyordu. Kıpırdamaya korkuyordum. Ama Rosi de uyanmıştı. Gözlerimiz loş odada buluştu. Birkaç saniye hiçbirimiz konuşmadı. Sonra Rosi, utangaç bir gülümsemeyle fısıldadı: “Kimse uyanmadı… değil mi?”
Cevap vermeme gerek kalmadı. Dudakları yavaşça benimkilere yaklaştı. Öpücük temkinli başladı, sonra derinleşti. Ellerimiz yorganın altında birbirini buldu. Rosi’nin teni sıcacıktı, sabahın o yumuşak uykusu hâlâ üzerindeydi. Giysilerimizi yavaşça, sessizce bir kenara ittik. Her hareketimizi abartmamaya özen gösteriyorduk; sanki koridordan bir ayak sesi gelecekmiş gibi.
Rosi’yi nazikçe sırtüstü yatırdım. Gözleri yarı aralı, beni izliyordu. İçine girdiğimde nefesi boğazında takıldı. Dişlerinin arasına dudağını sıkıştırarak inlememeye çalıştı. Ben de aynı şekilde, olabildiğince yavaş ve sessiz hareket ettim. Yatağın gıcırdamaması için ağırlığımı kontrol altında tutuyordum. Rosi’nin bacakları belime dolandı, parmakları sırtımda gezindi. Sabahın o gizemli saatlerinde, evin herkesten gizli köşesinde, birbirimize sokuluyorduk.
Bir ara Rosi üstüme çıktı. Saçları omuzlarına dökülmüş, yanakları hafif kızarmıştı. Kalçalarını yavaşça sallarken ara sıra öne eğilip dudaklarımı öpüyordu. “Daha sessiz ol…” diye fısıldadı ama kendi sesi de titriyordu. Ellerimi göğsüne götürdü, kendini bana daha çok hissettirdi. O an sadece biz vardık. Dışarıdaki dünya, koridor, kapılar… hepsi silinmişti.
Zevk yükseldikçe hareketlerimiz biraz hızlandı ama hâlâ temkinliydik. Rosi alnını benimkine dayadı, nefesi kesik kesik geliyordu. Titreyerek boşaldığında yüzünü yastığa gömdü, inlemesini boğdu. Ben de onu takip ettim, onu sıkıca tutarak kendimi bıraktım. Bir süre kıpırdamadan kaldık. Kalplerimiz hâlâ hızlı atıyordu, tenimiz ter içindeydi.
Rosi yavaşça yanına kaydı, başını göğsüme yasladı. “Bu… sadece bu sabah,” diye mırıldandı ama sesinde ikna edici bir şey yoktu. Ben de cevap vermedim. Çünkü ikimiz de biliyorduk ki paylaştığımız yatak, artık sadece uyumak için kullanılan bir yer olmaktan çıkmıştı. Sabah ışığı perdelerin arasından süzülürken, aramızdaki çizgi geri dönülmez şekilde bulanıklaşmıştı.
Kalkmadan önce birbirimize son bir kez baktık. Rosi saçını düzeltmeye çalıştı, ben de yorganı çekiştirip ortalığı toparladım. Kapıdan çıkmadan önce fısıltıyla “Kimse bir şey anlamasın,” dedi. Başımı salladım. Ama ikimiz de o sabahın tadını hâlâ tenimizde taşıyorduk.
O günden sonra aynı yatağı paylaşmak, artık masum bir zorunluluk gibi gelmedi. Her gece ışıklar söndüğünde, ikimizin de aklından aynı şey geçiyordu: Ya bir daha kimse uyanmazsa? Ya sabah yine sadece ikimiz kalırsak? Rosi Lane ile başlayan o gizemli sabah, üvey kardeşlik bağının altına gizlenmiş yeni bir yakınlığın kapısını aralamıştı. Ve ikimiz de, o kapıyı kapatmak için acele etmiyorduk.
